2 Eylül 2016

nasıl yaşamalı?

Okula gittim, geldim.
Yarın sıkı bir temizliğe girişmek durumundayım. Ev Milan için hazırlanılacak.
Herneyse.
Bu gün yazılabilecek pek bi şey yok.
İşte, bi tek Wittgenstein var.

Anlatalım.
Genç adam, daha çok babasını memnun etmek için mühendislik kariyerine doğru yöneliyor. Hatta Manchester’a o yıllarda yeni yeni belirmeye başlayan uçak teknolojileri üzerine çalışmalar yapmak için gidiyor. Burada matematikle de ilgilenmeye başlıyor ve bu arada Russell’ın Matematiğin Prensipleri'ni okuyor ve bu kitap Wittgenstein için bir dönüm noktası oluyor: Kitaba saplanıyor.

Ve böylece nihayet nihayet tıpkı abisi Hans’ın piyano çalarken yaptığı gibi tamamen kaptırabileceği, sadece değerli değil muaazzam bi katkı yapmayı ümid edebileceği bir bir konu bulmuş oluyor.

Ve bir ikilem içinde bocalıyor: Gerçekten matematik ve mantığa ‘muazzam bir katkı sunabilecek bir düzeyde midir? Bi kaç karşılaşmanın ardından Russell ona beklediği cevabı veriyor. (“Evet sen de böyle bir kumaş var genç adam.”)  Russell’in teşviki Wittgenstein’in kurtuluşu oluyor. Bir süredir gereksiz bir varoluş sürdürmenin utancıyla kıvranan Wittgenstein’in intiharına ramak kalmışken oluyor bu.

Adamlar böyle ciddi işte hayatlarıyla ilgili olarak.

Kitaptan bir alıntıyla satırlarımıza devam edelim tırtıl:

“Wittgenstein, Beethoven hakkında şöyle konuşuyor­du:
... bir dostu kapısına gittiğinde onun yeni fügü üzerine "küfrettiğini, ulu­duğunu ve şarkı söylediğini" duyar. Belli bir saatin sonunda nihayet kapı­dan çıkan Beethoven, sanki az önce şeytanla boğuşmuş gibidir ve aşçısıyla hizmetçisi gazabından kaçtığı için yaklaşık 36 saattir hiçbir şey yememiştir. Yani işte böyle bir insan olunmalıdır.
Fakat bir kez daha "küfreden, uluyan ve şarkı söyleyen" herhangi biri degildir. Eger bütün bu yoğun bir şekilde işine dalmanın getirdigi sonuç vasat yapıtlar olsa, Wittgenstein "böyle bir insan ol­mak" gerektiğini hisseder miydi? Burada söylenmek istenen şudur: insanın en güçlü dürtüsü beste yapmaksa ve bu dürtüye tamamen tes­lim olmakla kişi olağanüstü besteler yapabiliyorsa, o zaman, kişinin dürtülerine uyması yalnızca hakkı degil, aynı zamanda görevidir. “




0 yorum:

Yorum Gönder

en çok tıklanan yazılar

Arşiv

Blogger tarafından desteklenmektedir.