9 Mart 2012

ivan ilyiç'in ölümü

pazartesi ameliyat oluyorum. ama önce kan tahlili sonuçlarımla birlikte bir anestezi uzmanına görünmem gerekiyor.

binaenaleyh ivan ilyiç'in ölümü de süper bi şeymiş haa. ve tam kırklı yaşların romanıymış.

ivan ilyiç, yüksek mevkilere çalışkanlığı ve neşesi sayesinde tırmanmış bir devlet memuru. evlenmek üzere olan bir kızı, okula devam eden bir oğlu ve hiç bir şeyin kendisini hiç bir şekilde memnun edemediği bi karısı var. derken birden 'gizemli' bir hastalığa yakalanıyor ve o vakit bu zavallı adam ölüm ihtimaliyle karşı karşıya kalıyor: ölüme doğru kör bir yürüyüşe geçiyor ivan ilyiç.

adam ölüyor ve çok yalnız. ama mecburen;  bu yüzleşme tabiatı gereği paylaşılamaz bir deneyim.

böyle böyle ilerliyor kitap. tolstoy bir bilimadamı gibi soğukkanlı; acele etmeden emin adımlarla işini yapıyor. (dostoyevski yazsaydı bu hikayeye neler yapardı acaba?)

ölümün dehşetli nefesini ensesinde hisseden ivan ilyiç ve çok açık bir biçimde bütün bir hayatının sadece şık bi görüntü vermekten ibaret olduğunu farkediyor. kendisini gerçekten mutlu hissettiği bir an'ı hatırlamaya çalışıyor ve ancak hayal meyal çocukluğundan bi kaç sahneyi getirebiliyor gözlerinin önüne. çocukluk günlerinden uzaklaştıkça mutluluk anlarının ters orantılı olarak azaldığını farkediyor. bütün bir hayatı aslında hayata-karşı bişey, bir saçmalıkmış meğer.

şimdi ölüm döşeğinde yüzleşiyor kendisiyle ama çok geç. kaçınılmaz bi şekilde karşısında duruyor. ivan ilyiç'in durumunda klastrofobik bi şey ölüm. kapana kısılmışsın, bir iki ay sonra herşey olup bitecek.

ölüm hiç beklemediğimizi bir anda bizi buluyor.

biz 'sağlıklılar' bu klastrofobik durumu algılayamıyoruz zira zihnimiz ölümü öteliyor hep. hiç ölmeyecek gibi yaşıyoruz. (belki de böylesi daha iyi. ama öte yandan emin diilim.)

ölümün karanlığı ile kuşatılmız bir haldeyiz netice itibarıyla.

tolstoy, zveig'ın deyişiyle, ayı gibi kuvvetli ve olağanüstü sağlıklı bi adammış. bedeninin sunduğu olanakları sonuna kadar yaşayan ama bir noktadan sonra o bedenin karanlık dehlizlerinde yolunu kaybetmekten korkup, ona karşı amansız bir mücadeleye girişen bir adam.

yaşayabiliyordu ve bu yüzden ölüm onu korkutuyordu. kahramanı ivan ilyiç de çok korkuyor. (en azından ölümle barışana kadar.)

-ölüm karşısında ben neden bu kadar umursamazım? işte asıl mesele.-

bu günlerde annemin ölümü üzerinde düşünüyorum. bazen onu o kadar özlüyorum ki sanki öbür tarafa geçip bir çırpıda onunla hasret giderebilirmişim gibi geliyor.

kitabı dolmuşta bitirdim.

ivan ilyiç tam ölmek üzereydi ki dolmuş şöförü migros'a mı? diye seslendi. hayır metro'ya, diye karşılık verdi arkalardan bi kadın ama şöför, migros'a mı bu? diye sordu tekrar ve o vakit, metro'ya arkadaşım metro'ya! diye bağırdım birden ben de.

(kontrolsüz güç, güç değildir tırtıl.)

sonra huzursuz bi şekilde kitabıma geri döndüm ve böylece son iki sayfayı da nihayet okuyabildim.



4 yorum:

  1. geçmiş olsun erhan bey... umarım ciddi bir sağlık sorununuz yoktur.

    YanıtlaSil
  2. burnumu bir aksesuar olmaktan çıkacak basit bir operasyon. teşekkür ederim. (ama yazının genel havası daha ciddi bir beklenti yaratıyor sanki. farkındayım.)

    YanıtlaSil
  3. Çok severim İvan İlyiç'i. "çok gerilerde, hayatın başlangıcında aydınlık bir nokta var, ve bu gittikçe karanlığa gömülüyor!", bu cümleleri unutmam. Ben ona acırım, beni görse o da bana acırdı ihtimal. Şu alıntıları yazmıştım, hoş tüm kitap güzeldir ya;

    http://sarikent.blogspot.com/2011/06/gulmek-ciddi-bir-istir.html

    Ameliyat işine alışığım, deneyimliyim, Poliş de burun ameliyatı olmuştu, onu da oradan bilirim. Geçmiş, bitmiş olsun hemen, kolaylıklar ve sağlıklı günler diliyorum.

    p.s.: Hangi cerrah yapacak ameliyatı, neredeyse hepsini araştırmıştım Polişka için. İçlerinden birine inanılmaz sinir oluyorum, yeteneksiz, beceriksiz biriydi, umarım o değildir;) Her neyse, her şey iyi olur umarım, geçmiş olsun tekrar.

    YanıtlaSil
  4. körlemesine bi şekilde yarın ameliyata gidiyorum ben aslında justine. kim ameliyat edecek ne olacak bilmiyorum. neden araştırmadım onu da bilmiyorum. (milan çok tembelsin de ondan diyor.) ya da neden bilmeliyim, onu da bilmiyorum.

    üniversite hastanesi; heralde saçmasapan birine kestirmeyeceklerdir beni diye düşündüm.

    YanıtlaSil

en çok tıklanan yazılar

Arşiv

Blogger tarafından desteklenmektedir.